Genel Bilgiler | ilgili Bilgiler | Sağlık Bilgileri | Dini Bilgiler | Kozaklı | Kozaklı Kaplıcaları
Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Hikaye (Öykü)
bullet.gif Yazar kozakli

Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Hikaye (Öykü)

Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Hikâye (Öykü)
Cumhuriyet Döneminde Hikâye / Yazar:Prof. Dr. Olcay ÖNERTOY
• Giriş
• Cumhuriyet'in İlk Yılları
• 1940'lı Yıllar
• 1950'lı Yıllar
• 1960'lı Yıllar
• 1970'lı Yıllar
• 1980-1990'lı Yıllar
• Özet
• Değerlendirme Soruları
• Yararlanılan ve Başvurulabilecek Kaynaklar

1. Giriş
Cumhuriyet dönemi ilk yıllarının roman yazarları olarak üzerlerinde durulan Halide Edip, Yakup Kadri ve Reşat Nuri Güntekin öykü de yazmışlardır. Ancak aralarında öykü kitaplarını dönemin ilk yıllarında yayımlayan Reşat Nuri Güntekin'dir.1919-1932 yılları arasında yayımladığı öykü kitaplarında Tanrı Misafiri, Sönmüş Yıldızlar, Leyla ile Mecnun, Olağan İşler adlarını taşıyan dördü Cumhuriyet döneminde yayımlanmıştır. Romanlarında Anadolu ile ilgili sorunlara genişçe yer veren yazar, öykülerinde daha çok evlilikle ilgili konuları ele almış, bunun yanı sıra, meslek sahibi kadınların durumu, modern yaşayışın yanlış anlaşılması, dinin kötüye kullanılması, çocukların ve gençlerin eğitimi, geçim sıkıntısı ... gibi konulara değinmiştir. Öykülerin dikkat çeken bir yanı, genellikle karşılıklı konuşmalarla düzenlenmiş olmasıdır. Romanların karşı hepsi İstanbul'da geçen öykülerinde yer yer duygusallık ağır bastığı gibi yer yer de gülmece yer alır.

2. Cumhuriyetin İlk Yılları
Reşat Nuri'yi izleyerek ilk öykü kitaplarını 1923-1940 yılları arasında yayımlayan
yazarlar olarak;
Fahri Celalettin Göktulga (1895-1975),
Ercüment Ekrem Talu,
Selahattin Enis,
Kenan Hulusi Koray,
Nahit Sırrı Örik,
Sadri Ertem,
Sabahattin Ali,
Bekir Sıtkı Kunt (1905-1959) ve
Sait Faik Abasıyanık'ı (1906-1954) sayabiliriz.

Öykünün romandan ayrı bir tür olduğunu savunun Fahri Celalettin Göktulga, öykülerini Telak-ı Selase, Kına Genece, Elde Bir Mustafendi ve Avur Zavur Kahvesi adlarını taşıyan dört kitapta toplamıştır. Öykülerinde daha çok, zaman zaman eliştiri niteliği taşıyan toplumsal konuları ele alan yazarın psikolojik konulu öyküleri de vardır. Toplumsal konular olarak en çok üzerinde durdukları, ahlakın bozulması, boş inanışlar, yoksulluk, Meşrutiyet Döneminde halk-devlet ilişkileridir. Düşmana İpucu Veren Eşşekler, Kore'deki Çocuklarımız, Çanakkale'deki Keloğlan adlarını taşıyan üç öyküsü de konularını Kurtuluş Savaşı, Kore Savaşı ve Çanakkale Savaşı'ndaki kahramanlıklardan almıştır. Psikolojik konulu öykülerinde de insanın değişik psikolojik durumlarını yansıtır. Konuların ayrıntılı bir biçimde ele alan Göktulga'nın okuyucuya vermek istediğini son sayfaya saklaması, öykülerine okunduğunda pay çıkarılacak öykü niteliği kazandırır.

Romanlarında olduğu gibi, öykülerinde de toplumsal konulara ağırlık veren Ercüment Ekrem öykülerini, Tevarihten Sahura, Kız Ali, Gün Doğmayınca, Meşhedinin Hikayeleri adlarını taşıyan dört kitapta toplamıştır. Romanlarında olduğu gibi öykülerinde de toplumsal konulara ağırlık veren yazar daha çok aileyle ilgili değişik konulara yer verilmiştir. Üzerinde durduğu bir başka konu da toplumun bilgisizliğidir.Sayıları az olan bireysel konulu öykülerinde değişik karakterde kişilerle, kurnazlık, cimrilik, aşk, dostluk gibi beriyen yaşamında önem taşıyan değişik duygu ve tutumları yansıtmıştır. kimi öykülerinde ise ilgi çekici anılarını buluruz. Öykülerinde de gülmeceye yer veren Ercüment Ekrem öykülerini yazdığı yıllarda okuycuyu bulmuş bir yazardır.

Nahit Sırrı, bu yılların yazarları arasında uzun öyküleri ile dikkatli çeker. İlk uzun öyküsü, romanlarından önce yayımlanan Kırmızı ve Siyah'tır. Onu izleyerek üç uzun öyküsünün yer aldığı Sanatkarlar ile iki uzun öyküsünün yer aldığı Eski Resimler yayımlanır. Yazarın dikkati çeken öyküleri geçmiş zamanı canlandıranlardır. Bu öykülerinde oldukça geriye giden yazar, eski zaman yaşayışını, eski töreleri ve insanları, Tanzimat'tan beri süregelen "kibar tabaka"daki maddi ve manevi çöküşü verir. Öykülerinde konu aldığı dönemin insanlarını yaşatmış, olayları tarih yazarlığındaki nesnellikle vermiştir.

Roman yazarları arasında, 1950'den sonra gelişen gerçekçiliğe öncülük eden bir yazar olarak yer alan Sadri Ertem, öykülerinde de gerçeği vermiştir. Ancak ilk öykülerinde, gözlemlediği gerçek yerine kendi gerçeğini vermiştir. İlk öykü kitabı olan Silindir Şapka Giyen Köylü'de bu öyküleri bir araya toplanmıştır. Öykülerinde, köylüyü sömüren ağaların ve şeyhlerin egemenliğini eliştiren tutumunu ortaya koyduğu gibi, aşırı Batı hayranlığının ve Batı öykünmeciliğinin gittikçe yayılmasına karşı çıkışını da dile getirmiştir. Ayrıca işçi-patron ilişkilerine de yer vermeye başlamıştır.

İlk öykü kitabını izleyerek yalımlanan Bacayı İndir Bacayı Kaldır, Korku, Bay Virgül, Bir Şehrin Ruhu adlarını taşıyan kitaplarındaki öykülerinde de hemen hemen aynı temaları, daha genişleterek ele alınmıştır. Kimi öykülerinde ise, katıldığı I. Dünya Savaşı ile ilgili anıları yer alır. Sadri Ertem öyküleriyle Cumhuriyet dönemi devrimlerini benimseyen ve benimsetmeye çalışan bir yazar görünümündedir. Giderek öyküleriyle bir sanat ürünü verme amacı, yazarı güdümlü öykü yazmaktan kurtarmıştır. Öykülerinde belli bir tezi aktarmak yerine canlı kişiler yaratarak yaşanan hayatı sergilediği görülür.

Roman yazarları arasına üç romanıyla katılan Sabahattin Ali'nin çok sayıda öyküleri beş kitapta bir araya toplanmıştır. Değirmen, Kağnı, Ses, Yeni Dünya, Sırça Köşk adlarını taşıyan öykü kitaplarında toplumsal konulu olanlar ağırlıktadır. Bu öyküleri arasında köy ve köylünün sorunlarıyla ilgili olanları, Türk köyünü, köylüsünü sistemli bir biçimde inceleyen ilk öyküler olma özelliğini taşırlar. Ayrıca öykülerinde, işçilerin çalışma koşulları, sosyal güvencelerinin olmayışı, ücretlerinin düşüklüğü, patron-işçi ilişkileri işlenir. Birkaç öyküsünde de gözlemlerine dayanarak cezaevlerinin ve orada yatanların durumuna değinir.
Toplum gerçeklerini açık olarak yansıtan Sabahattin Ali ilk öykülerinde romantik, duygusal bir aşkı konu almıştır. Ancak giderek aşk da toplumsal çerçeve içinde somut ve gerçek bir olguya dönüşmüştür. İnsanları seven bir yazar olarak bütün öykülerinde insan sevgisi, acıma ve arkadaşlık duygusu işlenir. Öykülerinde işlediği konulara uygun olarak toplumun değişik kesimlerinden seçtiği kişiler iç dünyalarıyla birlikte verilir.

Bekir Sıtkı Kunt, Kenan Hulusi ve Sait Faik bu yıllarında daha çok küçük öykü yazan yazarlardır. Bekir Sıtkı Kunt ağırlığı küçük öyküye veren bir yazarımızdır. Öykülerini Memleket Hikayeleri, Talkımla Salkım, Yataklı Vagon Yolcusu, Ayrı Dünya adlarını taşıyan dört kitapta toplayan yazarın ilk öyküleri gerçekçi Anadolu öyküleridir. Onları izleyerek konularını, İstanbul yaşayışından, günlük gülmece olaylarından oldığı öyküler yazmıştır. Öykü yazarlığını, gözlem gücüyle, gerçeği en ince ayrıntılarına değinerek yansıttığı öyküleriyle geliştiren yazar, 1940'lı yıllarda uzun öyküye geçmiştir. Bu öykülerinde yaşananı olduğu gibi vermeye çalıştığı gerçekçiliğiyle büyük kentlerle ilgili konulara yönelmiştir. Öykü yazma yöntemi bakımından bir yenilik getirmemekle birlikte, ele aldığı konular, olaylar ve seçtiği kişilerle gerçekçi öykü anlayışının gelişmesine hizmet etmiştir.

Yedi Meşale topluluğunun öykü yazarı olarak tanınan Kenan Hulusi, öykülerini Bir Yudum Su, Bahar Hikayeleri, Son Öpüş, Bir Otelde Yedi Kişi adlı dört kitapta toplamıştır. İlk öykülerinin konularını düş gücünden alan Kenan Hulusi, giderek iki grupta toplanabilen toplumsal ve psikolojik konulu öyküler yazmaya başlamıştır.Toplumsal konulu öykülerinde, toplum içinde her gün rastlanabilecek olaylar, köylünün dertleri, bilgisizlik gibi konulara değinmiştir. Öykülerinin konuları, kendi gözlemleriyle birlikte, anlatılan olaylara dayanır. Psikolojik konulu öykülerinde insanlardaki değişik duyguları yansıtmıştır. Öykü kuruluşunda alışılmış, birbirine bağlı olaylar dizisini benimsemiş, ele aldığı konudan çok anlatış biçimine önem vermiştir. Özellikle ilk öykülerinde şiirsel düzyazıyı anımsatan bir anlatımla karşılaşırız.

Sait Faik, bu yılların öykü yazarları arasında öykü sayısının çokluğu, konu çeşitliliği, öykü yazma yönteminde yaptığı değişikle dikkati çeker. Sayısı yüz elliyi aşan öykülerinin, konusu çoğunlukla kısa bir süre içinde gördüğü, kişiler, olaylar olduğundan, öykülerinde alışılagelen giriş-gelişme-sonuç bölümleri bulunmaz. Bu özellikleriyle bir durum öyküsü niteliği taşıyan öyküleriyle klasik yöntemden ayrılmıştır. Ele aldığı konuları, insan ve toplum, insan ve doğa, psikolojik konular olarak üç grupta toplayabiliriz.

İnsan ve toplumu konu aldığı öykülerinde, genel olarak, toplumun herhangi bir
olaya ya da insana karşı gösterdiği tepki, sınıf ayrılıklarının ortaya çıkardığı sakıncalar, işveren-işçi ilişkileri, toplumun düşkünlere karşı ilgisizliği, varsılların, yoksulları kullanışları gibi, içinde yaşadığı toplumun sorunlarını dile getirmiştir. En çok üzerinde durduğu konu ekonomik dengesizliktir. İnsan ve doğayı konu edindiği öykülerinde insanın doğayla mücadelesi ve doğaya verdiği zarar üzerinde durmuştur. Psikolojik konulu öykülerinde de de dostluk, insan sevgisi, başta olmak üzere aşkı, özlem, yalnızlık gibi, değişik konular işlemiştir. Hayaller üzerine kurulan kimi öyküleri de bir ölçüde gerçeğe dayalıdır. Çünkü onu hayal kurmaya yönelten genellikle gündelik yaşayışında rastladığı insanlardır. Sait Faik'in dikkati çeken bir başka yönüde, öyküsündeki kişilerle, kendisindeki insan sevgisini okuyucularına da aktarmasıdır. Sanat kaygısından uzak bir dille yazması ise öykülerini okuyucuya sevdiren önemli öğelerden biridir.

Cumhuriyet dönemi öykü yazarları arasında, kendi çizgisinde gelişen bir yazar olarak tanınan Sait Faik'in öyküleri Semaver/ Sarnıç; Şahmerdan/Lüzumsuz Adam; Mahalle Kahvesi/Havada Bulut; Kumpanya/Kayıp Aranıyor; Havuzbaşı/Son Kuşlar; Alemdağ'da Var Bir Yılan/Az Şekerli/Şimdi Sevişme Vakti; Tüneldeki Çocuk/Mahkeme Kapısı adlarını taşıyan kitaplarda bir araya toplanmıştır. Medar-ı Maişet Motoru adlı bir romanı vardır.

Bu yılların öykü yazarları arasında, Osman Cemal Kaygılı, Mahmut Yesari ve Ahmet Naim'e de yer vermek gerikir. Öyküleri, Sandalım Geliyor Varda ve Eşkıya Güzeli adlarını taşıyan iki kitapta toplanan Osman Cemal Kaygılı, sanat kaygısı taşımadan, doğup, büyüdüğü çevreleri dile getiren, seçtiği konular, kişiler ve kullandığı dille halk öyküsüne yaklaşan bir yazarımızdır.

Öyküleri tek kitabı Yakacık Mektupları'nda toplanan Mahmut Yesari, toplumsal konularla birlikte duygusalluğun ön plana geçtiği, daha çok, hastalığı nedeniyle yakından tandığı veremli hastaların acılarını, sevinçlerini duygusal bir gerçekçilikle yansıtan yazar olarak görülür.

Mahmut Yesari gibi, öykülerini Kuduz Düğünü adlı tek kitapta toplayan Ahmet Naim ilk olarak Zonguldak'ta çalışan kömür işçilerinin yaşayışlarını dile getiren öyküleriyle tanınmıştır. Kömür ocaklarında geçen öykülerde, işçilerin para kazanmak için çektikleri sıkıntıları, sırasında yaşamlarını yitirmeleri, boş inanışları yüzünden başlarına gelenler, bunların yanında devlet memurlarının bitmeyen çileleri üzerinde durmuştur.

1923-1940 yılları arasında başlıca öykü yazarları olarak yer alan yazarlarımızın ele aldıkları konulara göz atıldığında gözleme dayalı gerçekçiliğin gittikçe geliştiği görülüyor. Öykünün ayrı bir tür olduğu görüşünün ortaya konmasıyla birlikte sanatın toplum üzerinde bir işlevi olması gerektiği düşüncesinin de egemen olmaya başladığı dikkati çekiyor. Bu düşüncenin yanı sıra yalnızca öyküler yazmayı gerçekçilik için yeterli gören yazarlar da göze çarpıyor. Öykü yazma yönteminde ise, bir yandan klasik öykü yazma yöntemi gelişirken, öte yandan Sait Faik'le başlayan "giriş, gelişme, sonuç" bölümü olmayan durum öykülerinin yaygınlaşmaya başlaması öykü yazma yönteminde yapılan değişikte ilk adımlar olarak önem taşıyor.


3. 1940'lı Yıllar
1940'lı yıllara gelindiğinde Ümran Nazif Yiğite (1915-1964) dışında bu yılların roman yazarlarının öykü kitalarını da yayımladıkları görülüyor. 1940-1950 yılları arasında öyküleri ile de tanınan yazarlar olarak Memduh Şevked Esendal, Halikarnas Balıkçısı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Kemal Bilbaşar, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Samim Kocagöz, Cevdet Kudret, Yaşar Kemal'i görüyoruz.

İlk öykülerinden başlayarak sürekli bir gelişme içinde olan Ümran Nazif Yiğiten'in öyküleri, Kara Kasketli Amele, İçimizden Biri, Yaşamak İçin, Tepedeki Ev, Gar Saati, Aşk Üçgeni adlarını taşıyan altı kitapta toplanmıştır. Yazar önce, öykülerinde küçük kasabalardaki memurların, işçilerin, yaşayışlarını, olaylar ve o olayları yaşayan kişilerle yansıtmıştır. Giderek günlük yaşayışı bırakıp, okuyucuyu heyecanlandıracak olaylara ve toplumda sivrilmiş kişilere yöneldiği görülür. Daha sonra, gözleme dayanarak yazmaya başladığı öykülerinde toplum düzenindeki aksaklıkları ele almıştır. Bu öykülerinde daha çok II. Dünya Savaşı'nın yol açtığı ahlak çöküntüsü, toplum düzenindeki aksaklıkların bireyin yaşayışını etkileyişi, eleştirel bir gerçekçilikle verilmiştir. Toplumsal gerçekçiliğin gittikçe geliştiği öykülerinin bir bölüğünde de Anadolu'da görevi nedeniyle dolaştığı sırada gözlemdeği olaylar ya da kişilere dayalı konular yazmaya başlamıştır. Bu öykülerinde daha çok Orta Anadolu ve Karadeniz Bölgesi, bu yörenin küçük kasabalarındaki yaşayışı, yerli halkının, görevle gelen memurları, aralarındaki ilişkileri buluruz. Yiğiten'in öykülerindeki kişiler arasında en çok sevdiği, sahiplendiği, çektikleri sıkıntıya karşın görevini yerine getiren, namuslu, içinde bulunduğu koşullar güçlenmesine karşın Anadolu'dan ayrılmayanlardır. Kimi öykülerinde de 1950'den önceki bürokratik yönetimin katılığını ironoli bir anlatımla ortaya koymuştur. Onu gerçeğin katılığından kurtaran zaman zaman anılarına sığınmasıdır.

Memduh Şevket Esendal, öykülerinde güçlü gözlemciliği ile birlikte, toplum yaşayışımızdaki aksaklıklara değinişi ile dikkat çeker. Günlük yaşamı dile getirdiği öykülerinin yanı sıra, kadınları ilgilendiren sorunlara, ekonomideki tutarsızlıkların aile yaşayışını etkileyişine Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Anadolu'nun durumuna; Anadolu'ya giden memurların yaptıkları yolsuzluklara, Yeni Kurulan Türkiye'nin koşullarına uyum sağlamaya değindiği öyküler yazmıştır. Gözleme dayanan öykülerinde olaylara iyimserlikle yaklaşarak okuyucuyu rahatlatma yolunu seçen Esendal, temiz dili ve güçlü anlatımıyla da okuyucunun dikkatini çekmiştir. Kendinden sonra gelen yazarlar üzerinde, Sait Faik'le öykü yazma yöntemi yönünden etkili olmuş bir yazarımızdır. Onun öykülerinde de "giriş-gelişme-sonuç" düzenini pek bulamayız. Memduh Şevket'in bu yıllar yazarları arasında dikkati çeken bir başka yanı da çok sayıda takma ad kullanmasıdır. "M.Ş., M.Ş.E., Mustafa Memduh, Mustafa Yalınhat, M. Oğulcuk, İstemenoğlu" onun takma adlarıdır. Çok sayıda öyküleri önce Hikayeler I ve II adı altında iki kitapta toplanmıştır. Daha sonra Otlakçı, Mendil Altında, Sahan Külbastısı, İhtiyar Çilingir, Hava Parası, Bizim Nesibe, Kelepir öykülerinin toplandığı kitaplardır.

Romandan önce öykü yazmaya başlayıp, sonra ikisini birlikte yürüten Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı), öykülerinde de denizden ve deniz insanlarından söz eder. Romanlarında olduğu gibi öykülerinin konularını da Ege ve Akdeniz yöresinden almıştır. Balıkçı denizle ilgili öykülerinde, balıkçıların denize olan bağlılıkları, deniz sevgisinin üstünlüğü, deniz insanlarının varlıklı olanlarca sömürülüşü, denize duyulan özlem... gibi konuları işlemiştir. Öykülerinde kara insanlarıyla ilgili konulara da yer veren yazar, yoksul halkın sömürülmesi, köy ağalarının baskısı, baskıya karşı çıkış, köylünün bilgisizliği, köylü kızların törelere başkaldırışı, boş inanışlar gibi genelde köy romanı yazarlarının eğildikleri konuları ele almıştır. Kimi öykülerinde de yalnızca doğayı anlatır. Öykülerinde, konulara bağlı olarak, çok sayıda, deniz ve kara insanıyla tanışırız. Roman yazma yönteminde olduğu gibi, öykü yazma yöntemine de önem vermeyen yazarın sanatta çoşkuyu seçmesi onu şairleştirmiştir. Öykülerini Ege Kıyalarından, Merhaba Akdeniz, Ege'nin Dili, Yaşasın Deniz, Gülen Ada ve Ege'den adıl kitaplarında bir arada yayımlamıştır.

Değişik gerçekçilik anlayışıyla dikkati çeken Ahmet Hamdi Tanpınar, öykülerini Abdullah Efendi'nin Rüyaları ve Yaz Yağmuru adlı iki kitapta toplamıştır. Kişilerin ön planda tutulduğu öykülerinin baş kişilerinde kendi iç dünyasını yansıtmış, genelde kişilerin ruhsal çöküntüsünü, yaşamın gerçeklerinden çok iç benliklerine sığınışlarını sergilemiştir. Düşünceye sık sık yer veren yazar, genellikle yaşadığı ızdırapları, umutlarını, özleyişlerini ve aşklarını dile getirmiştir. Öykülerinde de zamana yer veren Tanpınar, geçmişle içinde bulunulan zamanı bilinç-bilinçaltı çatışması biçiminde vermiştir.

Kemal Bilbaşar, ilk öykülerinde, özellikle Anadolu kasaba halkının yaşayışını dile getirmesiyle tanınmıştır. "Anadolu'dan Hikayeler" adlı kitabında bir araya getirdiği bu öykülerinde arada kent yaşamından örnekler de görülmekle birlikte, kasaba yaşayışının ağır bastığı görülür. Konuların Karadeniz yöresinden aldığı öykülerinin kimilerinde, sorunlarla ilgili eliştirel bur tutumda görülürken, kimilerinde yöre halkının günlük yaşayışı sergilenir. Karadeniz'den Ege yöresine geçen yazar, bu öykülerinden II. Dünya Savaşı'nın getirdiği ahlak çöküntüsünü, savaş zenginlerine karşı, küçük memurların gittikçe güçleşen yaşam koşulları altında ezilişlerini, orta halli insanların yaşayışlarını anlatır. Kimi öykülerinde de Söke Ovasında pamuk ekiminin köylünün yaşayışında oluşturduğu gelişmeyi ele alan yazar bu öykülerini Cevizli Bahçe, Pazarlık ve Pembe Kurt'ta bir araya toplamıştır. Daha sonra köy ve kentle ilgili çeşitli konuları, sorunları ele aldığı öykülerini Üç Buutlu Hikayeler'de bir araya getirmiştir. Halkın yaşayışı ve sorunlarıyla birlikte inanışlarına, törelerine de yer veren Kemal Bilbaşar, yer yer gülmeceyi denemekle birlikte toplumsal ve eleştirel gerçekçilikten ayrılmamıştır.

Öykü ve roman yazarlığını bir arada sürdüren bir yazarımız da Orhan Kemal'dir. Romanlarında olduğu gibi öykülerinde de ekmek parası peşinde koşanların yaşayışı, kendi yaşantısından yansımalar olarak sergilenir. İlk öykülerinde Çukurova'ya inen tarım ve fabrika işçilerine, onların kentlerin kenar semtlerindeki yaşayışlarına eğilmiştir. Günlük ekmek paralarını güçlükle çıkarabilen, daha yoksul olmamak için çalışan bu insanların yaşamlarını sürdürdükleri ortam olarak, gecekondu bölgeleri, İstanbul'un yoksul semtleri, fabrikalar, tutukevleri, cevaevleri seçilmiştir.

Tutukevleri ve cezaevlerinin öykümüze girmesi Orhan Kemal'le başlamıştır denebilir. Uzerinde durduğu bir başka konu da kadınların ve çocukların durumudur. Genellikle değişik iş yerlerinde çalışan ya da ekmek parası kazanmak için kötü yola düşen genç kız ve kadınların, çocukluklarını yaşayamayarak, çalışan, eve ekmek götüren çocukların sorunlarına değinir. Öykü yazma yönteminde bir değişiklik yapmamakla birlikte izlenimci-gerçekçi öykülerin güzel örneklerini veren bir yazarımızdır. Öyküleri; Ekmek Kavgası, Sarhoşlar, Çamaşırcının Kızı, 72. Koğuş, Grev, Arka Sokak, Kardeş Payı, Önce Ekmek, Babil Kulesi, Dünyada Hanlı Vardı, Küçükler ve Büyükler kitaplarında bir araya toplanmıştır.

Öykü yazmada kurgu ve konuya önem veren Samim Kocagöz, ilk öykülerinden
başlayarak gerçekçiliği benimsemiştir. Öykülerin topladığı ilk kitabı Telli Kavak'ta, konularını İstanbul'dan seçtikleri de olmakla birlikte, çoğunluğu Söke Ovası'nda, Menderes Vadisi'nin dağ ve ova köylerinde geçer. Gözlemlerine dayanan öykülerinde Menderes kıyılarında pamuk, tütün tarlalarında geçimlerini sağlayabilmek için çalışan köylülerin yaşantıları, değişik sorunlarıyla birlikte verilmiştir. Öykülerinin kimilerinde ise dağ köylerindeki yaşayış sergilenir. Dağ köylerinde oturup mevsimine göre zeytin toplamaya ya da pamuk tarlalarında çalışmaya inen Tahtacı ve Türmenlerin yaşayışları yazınımıza Samim Kocagöz'le girmiştir. Kimi öykülerinde de toprak yasasının uygulanmayışının köylüyü etkileyişini ele alan Kocagöz, giderek toplum içinde bireyi anlatan bir gerçekçiliğe yönelmiştir. Öykülerinde dikkati çeken bir nokta da kişilerin çevrelerine, törelerine bağlı yaşayışlarını doğayla içiçe vermesidir.
Telli Kavak'ı izleyerek yayımladığı, Sığınak, Sam Amca, Cihan Şoförü, Ahmet'in Kuzuları, Yolun Üstündeki Kaya, Yağmurdaki Kız, Alandaki Delikanlı öykülerini bir araya topladığı kitaplarıdır.

Cevdet Kudret, Kemal Tahir ve Yaşar Kemal birer öykü kitaplarıyla bu yılların öykü yazarları arasına katılmışlardır.

Öykülerini, yazdıktan sonra uzun bir süre sonra Sokak adlı kitabında bir araya toplayan Cevdet Kudret, Eğlencelik ve Ağlancalık olarak iki bölüme ayırdığı kitabının birinci bölümünde gülmece öykülerine yer verilmiştir. Birinci bölümdeki öykülerinde, küçük memurun yaşayışı, bürokrasinin bireyi olumsuz etkileyişi, Batılılara hoş görünmek için gösterilen yersiz çabaları, doktorların görevlerini kötüye kullanışlarını konu almıştır. İkinci bölümdeki öykülerinde geçim sıkıntısı, Türkiye'ye gelen göçmenlerin durumu, köylülerin kimi sorunları gibi konulara eğilmiştir. Cevdet Kudret'in öykülerinin bir özelliği, yazıldıkları yılların sorunlarını yansıttıkları gibi, konularının güncelliğini korumasıdır.

Kemal Tahir, ilk dört uzun öyküsünü Göl İnsanları adlı öykü kitabında bir araya toplamıştır. Kitabın ikinci baskısına dört öykü daha eklenerek öykü sayısı sekize çıkmıştır. İlk dört öyküsünde köylülerle ilgili değişik sorunlara, ırgat-ağa ilişkilerine değinen yazarın sonraki öykülerinde konuyu değiştirdiği görülür. Binbir Gece Masallarında halk öykülerine aktarma biçiminde olan öyküsünden başlayarak değişik konuları ele aldığı öykülerinde gözlemci gerçekçiliği yeğlediği dikkati çeker.Öyküler için bir genelleme yaparsak, yazarın töreleri, halk arasındaki inanışları, köylü yaşayışını ayrıntılı bir biçimde yansıttığını söyleyebiliriz.

Yaşar Kemal, Sarı Sıcak adlı öykü kitabında dokuz öyküsünü bir araya toplamıştır. Gözlemlerine dayalı bir gerçekçilikle yazdığı öykülerinde de Çukurova, bütün doğa özellikleriyle yer almıştır. Gözlemci gerçekçiliğe dayanan öykülerinde romanlarında olduğu gibi doğa-insan ilişkisi yoğunluk kazanmıştır. Öykülerindeki insanlar daha çok kaderine boyun eğmiş, silik kişilerdir. Sarı Sıcak'ta ki öykülerine sonradan yazdıklarını ve uzun öykü olan Teneke'yi ekleyerek Bütün Hikayeler adıyla yeniden yayımlanmıştır.

1940-1950 yılları arasında ele aldıkları konulara bir göz attığımızda konu çeşitlenmesinin arttığını görüyoruz. Yer yer eleştiriler yapılmakla birlikte daha çok gözleme dayanan gerçekçiliğin yeğlenmesi sürüyor. Romanlarda olduğu gibi, öykülerde de Anadolu'ya halkın yaşayaşına eğilme ağırlık kazanmaya başlıyor. Ayrıca Birinci Dünya Savaşı'nda sonra Anadolu'nun durumu, İkinci Dünya Savaşı'nın toplumumuzda yarattığı ahlak çöküntüsü ve çeşitli olumsuzluklar, deniz ele alınan konular olarak görünüyorlar. Öykülerin dikkati çeken bir yanı da kişilerin ön planda tutulması oluyor. Yazarlar bireye ağırlık vermeye başlıyorlar.

4. 1950'li Yıllar
1950'den sonra öykü yazarlarımızın sayısında büyük bir artış görülüyor. Gerçekçiliği sürdüren, arada eleştirel gerçekliğe kayan öykü yazarları dikkati çekiyor.
1950- 1960 yılları arasında öykü yazarı olarak tanınan yazarların en çok bilinenleri,
Haldun Taner (1915-1986),
Samet Ağaoğlu (1909-1982),
Naim Tirali (1925- ),
Ziya Osman Saba (1910-1957),
Sabahattin Kudret Aksal (1920-1993),
Muzaffer Buyrukçu (1930),
Vüsat Bener (1922),
Onat Kutlar (1938-1993),
Zeyyat Selimoğlu (1922)'dir.

Aynı yıllarda Aziz Nesin, İlhan Tarus, Necati Cumalı, Fakir Baykurt, Tahsin Yücel, Tarık Dursun K., Oktay Akbal, Tarık Buğra roman yazarlıklarıyla, öykü yazarlığını bir arada sürdüren yazarlardır.

Yazının genel olarak toplum sorunlarıyla ilgilenmesi gerektiği düşüncesinde olan Haldun Taner, ayrıca toplum aksaklıklarının sanat değeri taşıyan gülmeceyle verilmesinden yanadır. Bu anlayışla yazdığı öykülerinde daha çok toplumun aksayan, çürük yanlarını yansıtmıştır. Öykülerinde toplumdaki bozuklukların, dengesizliklerin, kaynağını, düzensizlikler karşısında insanların davranışlarını, düzeltmek için ellerinde bir şey gelmeyişini okuyucularına aktarmakla birlikte çözüm yolları gösterme gibi bir tutumda görünmez. Öykülerinde içinde yaşadıkları toplum kesiminin özelliklerini yansıtan kişiler buluruz. Yazar öykülerinde maddi olanaklar bakımından değişik düzeyde kişiler vermiştir. Maddi olanakları yerinde ancak kültür dezeyleri yüksek olmayan, kişiliklerini bulamamış, bir arada oldukları halkla bütünleşemeyen insanların karşısında, memur, emekli memur, kapıcı, bekçi ve öğrencileri buluruz. Maddi düzeylerinde olduğu gibi, saf ve temiz oluşlarıyla da ötekilerin karşısındadırlar. Kimi öykülerinde ise hayvanlar baş kişidir. Hayvanlardan, insanın ne ölçüde aşağılık bir yaratık olduğunu vurgulamak, onların kimi zaman insanlardan daha dürüst davrandıklarını ortaya koymak için yararlanmıştır.

Haldun Taner, öykülerinde dolaylı olarak insanların zayıf yanlarını ortaya koymaya çalışmış, bencil, kaba bayağı insanlara karşı savaşını ortaya koymuştur. Öyküleri; Yaşasın Demokrasi, Tuş, Şişhaneye Yağmur Yağıyordu, ay Işığında Çalşıkan, On İkiye Bir Var, Konçinalar, Saraçko'nun Sokak Yürüyüşü, Yalıda Sabah adlı kitaplarında, bir araya toplanmıştır.

Öyküde ve romanda konunun yalnızca insan olması gerektiği görüşünde olan Samet Ağaoğlu ilk öykülerini Strassbourg'daki öğrencilik yıllarının izlenimleriyle yazmıştır. Bu öykülerde İkinci Dünya Savaşı'nın verdiği tedirginlik içinde olan, çeşitli üniversitelerden gelmiş öğrencilerin yaşayışı verilir. Psikolojik çözümlemeleri yapılan bu kişiler genellikle hasta ruhludurlar ve sık sık ölüm düşüncesine kapılırlar.

Giderek ölüm düşüncesinin temel öğe durumuna geldiği öykülerinde, psikolojik
çözümlemelerinin yapıldığ, yaşamdan kopmuş, aşağılık duygusu içinde, en mutlu olayları bile felaket durumuna getiren insanlarla karşılaşırız. Zürriyet, Öğretmen Gafur, Büyük Aile adlı kitaplarında topladığı psikolojik konulu öykülerinde sonra, kendi yaşayışına, aile ve dost çevresine dönen Ağaoğlu, Babamın Arkadaşları adlı kitabında, yakın tarihimizde yer alan yirmi üç kişiyi tanıtmıştır. Öykülerinde, gerçekten aldıklarıyla kendi ekledikleri arasında dengeyi kuramamış bir yazar olarak görünür. Geçmişine çok bağlı olan, geçmişiyle yaşayan bir yazar olan Ziya osman Saba anı öyküsü örnekleri vermiştir denebilir. Öykülerinde yazarın çocukluk, okul, gençlik ve çalışma yıllarıyla ilgili anılarını buluruz. Kimi öykülerinde de ondaki o aşırı İstanbul sevgisi, geçim sıkıntısının insanları etkileyişi vardır. Öykülerinde kendisi, yakınlarından seçtiği kimseler kişileri oluşturur. Anılarını yaşamaktan duyduğu tadı okuyucularına da tattırabilmek, İstanbul'u okuyucularına da sevdirebilmek için canlı betimlemelerden yararlanmıştır. Hiçbir toplumsal kaygı duymadan yalnızca yaşantısını ve anılarını yansıtan Saba bu yazıyla, o yılların gerçekçi yazarlarından ayrılır. Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi ve Değşien İstanbul adlı kitaplarında biraraya topladığı öykülerinde yer yer şiire kaçan bir anlatım göze çarpar.

Sabahattin Kudret Aksal, öykü yazarlığı, Gazoz Ağacı ile yaralı hayvan adlı iki kitapta topladğı öykülerinde kalmakla birlikte değişik öykü anlayışıyla dikkati çekmiştir. Ona göre önemli olan anlatı değil, gerçeğin yansıtılmasıdır. Sait Faik kuşağının etkisi ile öykü yazmaya başlamış, İstanbul dışına çıkmadığı öykülerinde dikkatli bir gözlemci olarak gerçekleri yansıtmıştır. Daha çok halkın gündelik yaşayışını yansıtan Aksal, gündelik yaşayışın yarıntılarını, bireyin iç dünyasıyla bağlatılar kurarak, olaylara kendi yorumlarını da ekleyerek verilen bir gençlik-düş kaynaşması yapmış olur. Daha çok küçük insanların yaşayışlarını verdiği öykülerinde bu insanları mutluluk içinde görmeye çalışmıştır. Bu insanların mutluluklarını yansıtırken de okuyucuları katı gerçeklerden uzaklaştırmış olur.

Zeyyat Selimoğlu, konularını denize yönelten yazarlar arasında, gemideki yaşama, gemi insanlarına eğilmesi ile değişik bir yer alır. Öykülerinde gerçekçi bir yaklaşımla, gemide yaşanan olaylar gemiciler arasındaki iş bölümü, onların iç dünyaları, umutları, özlemleri verilmiştir. Az sayıda köy konulu öyküleri, Karadeniz'in kıyı köylerinde geçer. Olaylardan çok kişelere önem veren yazarın öykülerinde, gemilerde çeşitli görevlerde çalışanlarla birlikte, köy ve kasaba insanlarıyla karşılaşırız.Bu insanlara sevecenlikle yaklaşan yazar, deniz insanlarıyla, genel olarak insanı ele alınmıştır.

Deniz insanlarıyla birlikte değişik konuları ele aldığı öykülerini topladığı ilk kitabı
Kavganın Sonu ve Başı'dır. Onu izleyerek öyküleri Direğin Tepesinde Bir Adam, Kıç Üstünde Toplantı, Koca Denizde İki Nokta, Karaya Vurdu Deniz, Deprek, Soyunanlar, Çiçekli Dağ Sokağı, Gemi Adamları, Bir Şarkı Gibiydi kitaplarında bir araya toplanmıştır.

İki romanı olmakla birlikte öykü yazarlığı ağır bazan Muzaffer Buyrukçu, gelişmekte olan toplumsal konuları ele almıştır. Duygusallığın egemen olduğu ilk öykülerinden sonra daha çok gözleme dayanan gerçekçiliğin egemen olduğu öyküler yazmıştır. İlk öykü kitabı Katran'da bir araya toplanan bu öykülerinden sonra, kişilerin içi dünyalarını da yansıtan öyküler yazmaya başlamıştır. Acı'da toplanan ve yoksul insanların yaşamlarıyla ilgili özlemlerini yansıtan öyküleri bu niteliği taşırlar. Acı'dan sonra yayımlanan Kamburun Parmakları'ndaki öykülerde değişik konular, ekonomik güçsüzlüğün yarattığı sıkıntıyla birlikte kişilerin iç dünyalarının daha geniş ölçüde yer aldığı görülüyor. Kişilerin iç dünyalarına eğilmeyi gittikçe derinleştirirken uzun öyküye geçen Buyrukcu Bulanık Resimler, Kuyalarda, Cehennem adlı kitaplarda uzun öykülerini yayımlamıştır. Öykülerini yazarken daha çok memurluk günlerinin izlenimlerini yayımlamıştır. Öykülerkini yazarken daha çok memurluk günlerinin izlenimlerinden yararlanan dış gerçeklere önem vermemeyi gittikçe artıran yazar, bürokrasi-kişi ilişkilerini, cinsellik sorununu da ele almış, iç dünya ile dış gerçekler arasındaki ilişkiyi belirlemiştir. Mağara, Şarkılar Seni Söyler, Günlerden Bir Gün, Hüzünlü Kan Çiçekleri, Her Yer Karanlık bu nitelikleri taşıyan öykülerinin toplandığı kitaplarıdır. Muzaffer Buyrukçu'nun başarılı bir yanı da kişilerin içinde yaşadıkları çevre ve doğayı onların iç dünyalarıyla bütünleştirmesidir. Son öykü kitabı Yüzün Yarısı Gece'de fantaziyle karışık öyküleri toplanmıştır.

Tek öykü kitabı İshak'la bu yılların öykü yazarları arasına katılan Onat Kutlar, öykülerinde olaylardan çok kişilerin ruhsal durumlarıyla ilgilenen bir yazar olarak tanınır. Öykülerinin çoğunda toplum koşullarının, törelerin baskısı altında ruhsal bunalıma düşen insanlar bunların bunalım sonucu gösterdikleri tepkiler işlenir. Baskıya gösterilen tepkinin ortak yanı kişinin kendinden ve toplumun kendisi biçtiği kalıplardan sıyrılmak çabasıdır. Bireyin ruh dünyasındaki sapmalar üzerinde duran yazar, öykülerinde masal öğesinden, rüyadan gerçek üstü öğelerden yararlanmıştır.

Başından geçen olayların öyküsünü yazmaktan tad alan bir yazar olarak Naim Tirali, öykülerinde genellikle yakın çevresini verir. Gözlemler sonucu ortaya çıkan öykülerinde açık ya da kapalı bir bildiri vermeyi yeğlemiştir. Anlatım bakımından sürmüştür. Birbirini izleyerek yayımlanan Park, Yirmibeş Kuruşa Amerika, Aşka Kitabe'den sonra bu üç kitaba 1980 yılların ortalarında Piraziz Nere Berlin Nere, Aşk Dediğin ve Çılgınca Şeyler eklenmiştir.

Romanla birlikte öykü yazan İlhan Tarus, toplumcu görüşleriyle II. Dünya Savaşı yazarları arasında yer alır. Öykülerinin konularını daha çok, kendisinin aralarında yaşadığı, yakından tandığı insanların yaşayışından almıştır. Öykülerinin bir özelliği olayların ve kalabalık kentleri, kenar semti insanlarının çokluğudur. Memurluk yıllarını Ankara'da geçiren Tarus, öykülerinin çoğunun konusunu altındağ'da gecekondu bölgesinden almıştır. Ayrıca gözlemlerine dayanarak, memur aristokrasisini, büroksat yönetimin eleştirmeyi de öykülerine konu yapmıştır. Savcılık ve hakimlik yaptığı sıradaki gözlemlerine dayanarak da cezaevlerine ve mahkemelere eğilmiştir. Gittikçe eleştirel gerçekçiliğe dönen yazar, ilk öykülerini yazdığı yıllarda halkın çoğunluğunun okuma yazma bilmediğini gözönüne alarak geniş halk kitlelerine yayılmıştır. Bu nitelikleri taşıyan öykülerine, Doktor Moma'nın Mektubu, Tarus'un Hikayeleri, Karınca Yuvası (uzun öykü), Ekin İti, Köle Hanım, Apartman adlı kitaplarında toplamıştır.

Romanları gibi, gülmece öyküleri yazan Aziz Nesin, öykülerinde Cumhuriyet dönemi Türkiye'sinin ekonomi, kültür ve yönetim alanlarındaki durumunu ele almıştır. En üst düzeyden en alt düzeye kadar yönetimdeki bozukluklar, yergilerinden kurtulamadığı gibi, devrimler sonucu toplum düzeninde, hukukta ve günlük yaşayışta Batı'dan gelen yeniliklere bağlı değişmeler onların yanında ulusal kültüre yönelme, halkla bütünleşmeye çalışma, iki ayrı durumun benimseyenler arasında ortaya çıkan ayrılıklar, kuşaklar arasındaki çelişkiler de öykülerine konu olmuştur. Ayrıca köyden kente göç, kente gelen köylülerin dar gelirlilerinin ve işsizlerin yaşantıları da öykülerine konu olmuştur. Eğitimimizin sorunlarına eğilmekten de kendini alamayan Aziz Nesin, toplumun sorumlarını, dentlerini gözler önüne sermiş, çözümünü okuyucuya bırakmıştır. Öykülerine ele aldığı sorunları yaşayan kişileri yerleştiren Aziz Nesin, konuya, kişinin durumuna göre dil kullanmaya özen göstermiştir. Kendi söylemek istediklerini, çok kez öykülerinin kişilerine söyletip, dolaylı, simgeli bir anlatım kullanarak kara gülmeceyi sağlamıştır. Öykü kitapları, romanlarından çok olan yazar, öykülerini otuz altı kitapta biraraya toplamıştır.

Yarın Diye Bir Şey Yoktur ve İki Uyku Arasında adlı iki öykü kitabını yayımladıktan sonra romana geçen Tarık Buğra, ilk öykülerinden başlayarak başlıca üç konu üzerinde durmuştur. öykülerinin bir bölüğünde taşra yaşayışına eğilen Buğra, sorunları ele alış yönünden gerçekçi yazarlardan ayrılır. Sorunları gözlem yoluyla aktarmak yerine, değişen yaşam koşullarını, toplum düzenindeki değişikliğin bireyi etkileyişinden hareket ederek, sorunu bireyin ahlakındaki değişme yönünden ele alır. Bir başka konu orta halli ailelerin yaşayışı, aşkı tatmak isteyen geçlerin düş kırıklıklarıdır. Bir kısım öykülerinin konuları da günlük yaşamdan alınmıştır. Öykülerinde daha çok toplunda yerini bulamamış, duygu, düşünce ve yaşayışına belli bir yön verememiş aydın insanla, aşk ve yalnızlık içinde yaşayan kişilerle karşılaşırlar. Yeni bir teknik denemesine girişmediği öykülerinin bir kaçında da gözlemci gerçekçiliğin izleri görülür.

Köy gerçeklerini önce öykülerinde vermeye başlayan Fakir Baykurt, roman ve öykü yazarlığını birlikte sürdüren yazarlarımızdandır. Köy gerçeklerini, köyün değişik kesimlerinden portreleri, köylerde yaşayan çocukların, gençlerin, acıları, dertleri ve bunalımlarını yansıtarak vermeye başlayan yazar, giderek değindiği sorunları genişletmiştir. Köyle ilgili sorunları ele aldığı öykülerinde, parasızlığından başlayarak köylülerin çektikleri sıkıntılar dile getirilmiştir. Ayrıca, Anadolu'ya gnöderilen öğretmenlerin terk edilmişliği, kasabada çalışan memurların arasındaki çatışmalar, köyden kente göç, Almanya'ya gidenlerin geride bıraktıkları, orada çalışanların karşılaştıkları sıkıntılar da öykülerindeki değişik konulardır. Onbinlerce Kağnı ve İçerdeki Oğul kitaplarında topladığı öyküleri ise konuları bakımından daha dikkat çekicidir. Onbinlerce Kağnı'daki öykülerinde halkın ne ölçüde sabırlı, zaman zaman davranışlarıyla bilge kişiler olduğunu kanıtlamaya çalışırken, doğanın bitkileri, hayvanları, insanları da birbirini tamamlayan öğeler olarak verilirler. İçerdeki Oğul'da da, askeri ve sivil cezaevlerinin durumunu, araya düşenleri anlatan öyküler toplanmıştır.

Ele aldığı konulara uygun olarak öykülerinde en çok köylülerle karşılaşırız. Adı geçen iki kitabıyla birlikte, Çili, Efendilik Savaşı, Karın Ağrısı, Cüce Muhammed, Anadolu Garajı, Can Pazarı, Sınırdaki Ölü, Gece Vardiyası, Barış Çöreği, Duisburg Treni öykülerini topladığı öteki kitaplarıdır.

Öykülerini romanlarından önce yayımlayan Nezihe Meriç, toplumdaki bozukluklara, daha çok da kadınlarla ilgili sorunlara değinmiştir. En çok üzerinde durduğu, erkeğin egemen olduğu bir toplum düzeninde öğrenim görmüş ya da görmemiş, ezilen, anlamı kalmamış gelenek ve göreneklerin kurbanı olan kadının sorunlarıdır.

Kadınlarla birlikte, aile ve toplum içinde, birtakım geleneklerle ezilmiş insanların
yalnız kaldıklarına bu yüzden kişiliklerini bulamadıklarına ada dikkatleri çekmiştir.

Ayrıca kadın-erkek ilişkilerine gösterilen tepkiler, evlilik dışı ilişkiler, köyden kente gelen geç kızların uyum sağlayabilmek için gösterdikleri çabalar gibi konular üzerinde de durmuştur. Olaydan çok kişilerin yer aldığı öykülerinde, toplumsal bozuklukları bireysel nedenlere bağlar. Olayı belli bir zaman sürecinde vermediği için, öykülerinde şimdiki zamanla geçmiş zaman, yaşanılanlarla anılar, bilinçle bilinçaltı içiçedir. Yazılışları bakımından Sait Faik çizgisinde gelişme gösteren öykülerini, Bozbulanır, Topal Koşma, Menekşeli Bilinç, Dumanaltı, Bir Derin Karakuyu kitaplarında bir araya toplanmıştır.

Romanları gibi, öykülerini de kendi yaşantısı üzerine kuran Tarık Dursun K. Öykülerindeki konu çeşitliliği ile dikkati çeker. Çocukluk ve gençlik anılarına yer verdikleri dışında, daha çok geçim sıkıntısıyla ilgili konuları ele almıştır. Toplumcu gerçekçi yazarların seçtikleri konulara benzer konularda yazdığı öykülerinde denediği yeni yöntemlerle dikkati çekmiştir. Kimi öyküleri Tarih ile Zühre, Hurşid ile Mihrimah, Avcı Behram, Derdiyok ile Zülfüsiyah gibi halk öykülerine benzer adlar taşıdıkları gibi halk öyküsü motiflerine de rastlanır. Kimi öykülerinin de sonucu değişiktir. Olabilecek üç sonuç verip seçimi okuyucuya bırakır. Kimi öykülerinde ise beklenenden değişik bir sonuçla karşılaşılır. Daha çok birinci kişi ağzından dinlediğimiz öykülerini Hasangiller, Vezir Düşü, Güzel Avratotu, Sevmek Diye Bir Şey, Yabanın Adamları, 36 Kısım Tekmili Birden, Bağrıyanık Ömer ile Güzel Zeynep, Bahriyeli Çocuk, İmbatla Dol Kalbim, Ona Sevdiğimi Söyle, Ömrüm Ömrüm kitaplarında biraraya toplamıştır.

Roman yazmadan önce, öykü yazarak adını duyuran, Tahsin Yücel sanatın amacının insan olduğu düşüncesindedir. Toplumcu gerçekçiliğe dayalı öykülerinde, toplumsal konuları ele almakla birlikte, bireyden hareket ettiği dikkati çeker. İlk öykü kitabı Uçan Daireler'de topladığı öykülerinin konuları, gözleme dayandığı sezilen, geçim sıkıntısı, bilgisizlik, kızlakın kötü yola düşmeleri, evli kadınların değişik sorunlarıdır. Bu konulara, gençlerin sorunları paranın insan yaşamındaki önemi, zengin yoksul karşılaştırması gibi toplumsal konuları ekleyen Yücel, ikinci yökü kitabı, Herşey Yaşamalı'ya bu öykülerini toplamıştır. Öykülerinde kendi yaşamından çok, gördüğü, duyduğu, okuduğu, düşündüğü, kurduğu şeyleri yazar. Tahsin Yücel'in kimi öyküleri, izlenimlerle, düşlerle geliştiği gibi, kimileri de olaylardan oluşur. Adı geçen iki öykü kitabından sonra öykülerini Düşlerin Ölümü, Yaşadıktan Sonra, Dönüşüm, Ben ave Öteki, Aykırı Öyküler adlı kitaplarında bir araya toplamıştır.

Oktay Akbal da, çocukluk, ilk gençlik ve daha sonraki yıllarının anılarına dayalı öykülerinde bireyden hareket eder. Daha çok çocukluk yıllarındaki yaşamına duyduğu özlemi dile getirdiği öykülerinde İkinci Dünya Savaşı'nın karartma geceleri de yer alır. Bireyi iç dünyasıyla yansıtmaya önem verdiği öykülerinde, geçmişle içinde bulunulan zamanı bir arada vermeyi yeğler. Kimilerinde de yalnızlık duygularına yer verdiği öykülerinde birinci kişi anlatımını kullanmıştır. Anlatıcı genelde, Cumhuriyet döneminin aydın kişisidir. Öykülerini ilk olarak Önce Ekmekler Bozuldu'da bir araya toplayan yazar, daha sonra yazdığı öykülerini Aşksız İnsanlar, Bizans Definesi, Bulutun Rengi, İkisi (İlk iki öykü kitabının bir arada basılması), Berber Aynası, Yalnızlık Bana Yasak, Tarzan Öldü, İstinye Kıyıları, Karşı Kıyılar (Tarzan Öldü ile yeni öykülerinin basımı), Hey Vapurlar Trenler, Lunapark, Akşam Kuşları (bütün öyküleri), Ey Gece Kapımı Üstüme Kapat kitaplarında bir araya toplamıştır.

Dost ve Yaşamasız adlı iki öykü kitabıyla 1950-60 yılları öykü yazarları arasında
yer alan Vüsat Bener, öykülerinde genellikle küçük kentin, küçük insanlarının olaysız, basit yaşayışlarını verir. Taşra kentlerindeki günlük yaşayışı, toplumun değişik kesimlerinden alınan kişilerle verirken, kişilerin ruhsal derinliklerine de inmeye çalışmıştır.Aralarına kendisinin de katıldığı kişiler, basit yaşayışları içinde, kanmaşık bir ruhsal yapıda oluşlarıyla dikkati çekerler. Öykülerindeki kendisinin de sevdiği insanları okuyucularına da sevdiren Bener, öykü yazma yönteminde iç konuşmalardan yararlanmıştır. İki öykü kitabına günümüzde Mızıkalı Yürüyüş'ü eklemiştir.

1950-60 yılları öykü yazarları için bir genelleme yaparsak önce, bu yılların yazarlarının da gerçekçilik çizgisinden ayrılmadıkları dikkati çeker. Toplumsal konular olan, romanlardaki küçük memurların, işçilerin, köylülerin ve köyün sorunları, kasaba yaşayışı ile kenar semtlerdeki yaşayış, buralarda yaşayan halkın sorunları ağırlık kazanmıştır. Toplumsal konuları ön planda tutan yazarların yanı sıra, bireyi hareket noktası alan, kişinin değişik psikolojik durumlarını yansıtan öyküler yazan ilk yazarlarımıza da bu yıllarda rastlarız. Ziya Osman Saba'da gördüğümüz anı öyküleri yazma bir yenilik olarak kabul edilebilir. İnsanları, çevreyi ve yaşamın kendi kendisini değerlendirmesinde ise Sait Fait etkisinin başladığı göze çarpar. Bu yıllarda en çok dikkati çeken, öykünün bir yazın türü olarak değerlendirilişindeki gelişmedir.

5. 1960'lı Yıllar
Öykü yazarlarımızın sayısındaki büyük artış 1960-70 yılları arasında görülüyor. Bu yıllarda öykü yazarı olarak;
Leyla Erbil (1931),
Sevim Burak (1931-1983),
Demir Özlü (1938),
Behiç Duygulu (1933-1985),
Demirtaş Ceyhun (1934),
Erdal Öz (1935),
Bilge Karasu (1930-),
Adnan Özyalçıner (1934),
Nevzat Üstün (1924-1979),
Dursun Akçam (1930),
Orhan Duru (1933),
Necati Tosuner (1934), 'i görüyoruz.

Necati Cumalı, Mehmet Seyda, Talip Apaydın, Sevgi Soysal, Ferit Edgü, Yusuf Atılgan, Kerim Korcan, Bekir Yıldız, Selim İleri ise roman ve öykü yazarıdırlar.

Leyla Erbil, 1960'lı yılların başında bireye eğilen öyküleri ile tanınan bir yazarımızdır. Toplum sorunlarına bireyden hareket ederek eğilen yazar, insanların davranışlarını yalnız gözlemlemekle kalmayarak onları bu davranışa yönelten nedenlere, bilinç altına inmeye çalışır. Nedeni ne olursa olsun, yalnızlığı en çok duyanların aydınlar olduğuna dikkati çeken Erbil, cinselliği de aydınlar, daha çok da kadınlar açısından ele almıştır. Kimi öykülerinde evliliği ele alan kadınların sorunlarına değinen yazar, bu konular dışında Cumhuriyet döneminde işçi göçüne değinen ilk yazarlarımızdan biri olarak dikkati çeker. Genelde kent insanını anlatan Leyla Erbil, aydınların halktan kopuk oluşlarını eleştirilecek yanlarını ortaya koyar. Öykülerinde rüyalardan yararlanarak 2. Meşritiyet yıllarından başlayıp Cumhuriyet'in ilk yıllarına değin geçen olayları verir ve Cumhuriyet döneminde 12 Mart'a gelir. Anlatımında kişinin bilinç altını, iç dünyasını yansıtma amacı görülen Erbil öykülerini Hallaç, Gecde, Eski Sevgili, Zihin Kuşları adlı kitaplarında bir araya toplamıştır.

Sanatın toplumsal bir işlevi olduğuna katılmayan Bilge Karasu da bireyin yalnızlığı ve iletişimsizliğini ön plana almıştır. Bireyin kendi yalnızlığı içinde, yaşadığı dünyayı kavramaya çalışmasını, bu çabayla dünya ile ilgili bilgiler edinişini veren Karasu kimi öykülerinde zaman bakımından Bizans'a değin geri gidip 27 Mayıs Devrimi'ni hazırlayan olaylara gelir. Yorumunu okuyucularına bıraktığı öykülerini, olgu, düşünce ve çağrışımı birbirine koşut olarak sürdürme tekniği ile yazmıştır. Öykülerinde zamanı içinde bulunulandan geriye dönüşler yaparak kullanan yazar, geri dönüşlerde kısa, devrik ya da yarım bırakılmış cümlelerden oluşan anlatımıyla vermiştir. Öykülerinde en çok değişik cümle kuruluşlarıyla dikkati çeken Karasu'nun öykülerini Troya'da Ölüm Vardı, Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Ölmüş Kediler Bahçesi, Kısmet Büfesi kitaplarında bir araya toplamıştır.

Bu yılların öykü yazarları arasına tek öykü kitabı Yanık Saraylar'la katılan Sevim Burak, kitabında bir araya topladığı öykülerinde kadınların iç ve dış dünyasına eğilen bir yazar olarak dikkati çeker. Değişik çevrelerde, değişik koşullarda yaşamlarını sürdüren kadınların, çeşitli sorunlarla dolu yaşantılarını izlediğimiz öykülerinde içinde bulunulan durumdan kurtulmak için çırpınan insanların genelde yenildiklerini görürüz. Öykülerinin en ilginç yanı anlatımı ve yazı,ş biçimidir. Satırları gelişi güzel bölmesi, kimi yerde cmüleyi tek sözcüğe indirerek alt alta sıralaması, büyük harfleri kullanmadaki gelişigüzellik okuyucuyu yadırgatır.

Mavi hareketinin özgün sanatçılarından olan Demir Özlü, bireyin çevreyle ilişkilerinin kopuşunu ve iletişimsizliği konu alan yazarlar arasındadır. Yalnızca gözlemcilikte kalan gerçekçiliğin bırakılarak, bireyin iç ve dış dünyasının da aynı ölçüde verilmesi gerektiği düşüncesini benimseyen Özlü, öykülerini ilk olarak Bunaltı adlı kitabında bir araya toplamıştır. Öykülerinde daha çok, çevreden kopukluk, yalnızlık ve kimsesizlik, karamsarlık, umutsuzluk, toplumun eleştirilecek yanları ele alınmıştır. Öykülerinin bir bölüğünde de 1960 sonrası olayları buluruz. Bu onun bireyden topluma doğru genişlediğini gösterir. Avrupa'daki işçilerin sorunları, eğitimdeki bozukluklar gibi toplumsal konuları ele aldığı öykülerindeki kişiler bunalımlarından kurtulmuşlardır. Kimi öykülerinde de ideolojik sorunlara eğilen yazarın başarısı insanları iç ve dış dünyalarıyla vermesidir. İlk öykülerinde Sait Faik etkisi görülmekle birlikte giderek varoluşçuluğa kaydığı görülür. Bunaltı'dan sonra öykülerini Soluma, Boğuntulu Sokaklar, Öteki Günler Gibi Bir Gün, Aşk ve Poster, Stocholm Hikayeleri kitaplarında bir araya toplamıştır.

Öykülerini Ağlama N'olur, Sultan Bayırı, Gölgede Gezintiler adlı üç kitapta toplayan Behiç Duygulu da daha çok bireyi konu alan bir yazar olarak görünür. Öykülerini çeşitli ruhsal durumlarını, insan-doğa ilişkilerini, ya da doğa sevgisini yansıtır. İşlediği konulara uygun olarak seçtiği kişiler mutsuzlukla mutluluğu bir arada yaşayan daha çok mutsuz olmayı yeğler görünen kişilerdir. Öykülerinde bir ileti vermek için kendini zorlamayan Duygulu okuyucuyu pek göz önüne almayan bir yazar özelliği taşır.

Öykü yazmaya gerçek üstücü bir yaklaşımla başlayan Demirtaş Ceyhun, ilk öyküsünden sonra topluma yönelmiştir. Öykülerinde ağa-ırgat çatışması, yağmur bekleyen ırgatların doğayla savaşımı gibi değişik sorunlarla birlikte cinsel sorunlara da yer vermiştir. Zaman zaman bireye de yönelen Ceyhun dış gözlemlerden çok iç çözümlemelere, bilinçaltına, soyutlanmalara eğilen öyküler yazmıştır. 1970'lı yıllarda konusunu Adana yöresinden aldığı öykülerinde köyde ve kentte Anadolu insanını vermiştir. Bu öyküleri ile köy edebiyatına katıldığını belirten Demirtaş Ceyhun öykülerini, Tanrıgillerden Biri, Sansaryan Hanı, Çamasan, Apartman, Babam ve Oğlum, Eylül Öyküleri kitaplarında bir araya toplamıştır.

Öykü yazarlığına toplumsal bir düşünceyle yaklaşan Adnan Özyalçıner 1960'ta yayımladığı Panayır adlı kitabıyla adını duyurmuştur. Her olaydan bir öykü çıkabileceği düşüncesiyle yazan Özyalçıner, konularını kentin yoksul insanlarına yöneltmiştir.İlk öykülerinde bu insanların yaşayışlarını, çektikleri sıkıntıları ele alan yazar, ikinci kitabı Sur'da gerçekçi ve toplumsal öyküler arasında değişik öyküleriyle dikkati çekmiştir. Bu öykülerinde kent yaşamının kurallarının bireyin yaşayışı üzerindeki olumsuz etkileri verilmiştir. Az sayıda olmakla birlikte öğrenci olaylarına değindiği öyküleri de vardır. Adı geçen iki öykü kitabına; Yağma, Yıkım Günleri, Gözleri Bağlı Adam, Canbazlar, Savaşı Yitirdi ve Sağnak'ı eklemiştir.

Nevzat Üstün, şiir, roman, öykü için kural koyulmasından yana olmayan bir yazarımızdır. Öykülerinde bu anlayışına bağlı olarak gördüklerini, izlediklerini yansıtmıştır. Öykülerinde, Güneydoğu Anadolu'dan hareketle Anadolu insanının yaşayışından kesitler, Almanya'ya gidenler ve geride kalanlar, evlatlık verilen kızlarla, genelevdeki kadınların sorunları gibi konulara değinmiştir. Gerçekleri kendi yorumuyla veren yazar, öykülerini Yaşanma Duvarı, Almanya Almanya, Çıplak, Akrep Üretim Çiftliği, Boğaların Ölümü kitaplarında bir arada yayımlamıştır.

Özgürlük Masalı kitabıyla tanıdığımız Necati Tosuner, öyküyü başlı başına bir yazı türü olarak benimseyen yazarımızdır. Öykülerinde kişinin özürlü oluşundan gelen, mutsuzluk ve yalnızlık duygusu egemendir. Öykülerin çoğunda özürlü insanın iç dünyası, bunalımları ve toplumda karşılaştığı sorunlar sergilenir. Giderek toplumsallığa doğru açılan yazar, Çıkmaz'da toplanan öykülerinde eksiklik duyan insandan çevreye doğru açılmıştır. Ancak, bireydeki yalnızlığın verdiği umutsuzluk sürmektedir. Birey zamanla özürlü yanıyla birlikte yaşamaya alışır. Kambur ve Sisli'de bu konuları işlediği öyküleri buluruz. Öykülerinde duygular, düşler ve çağrışımlardan yararlanma tekniğini uygulamıştır. Daha çok kendini ve yaşamını anlattığı öykülerinin toplandığı bir kitabı da Necati Tosuner Sokağı'dır. Öykü kitaplarına son olarak Güneş Giderken'i eklemiştir.

İlk öykülerinde toplumsal konuları ele almakla birlikte olaylara duygusal ve kişisel bir yaklaşım gösteren Erdal Öz, Yorgunlar adlı öykü kitabıyla tanınmıştır. Öykülerinde yer yer duygusallığın yer aldığı bir romantizmle karşılaşılır. İlk öykülerinden sonra romantizmden sıyrılarak bir dönemin gençliğini, sorunlarıyla birlikte vermiştir. 1960-70 arasının önemli olaylarını nesnel bir yaklaşımla verdiği öykülerinde duygusallığı da bırakmadığı görülür bununla birlikte duygu sömürüsüne yönelmemiştir. Öykülerinde kendisinin içinde yaşadığı olayları aktaran, bu olayların insanlara verdiği acıyı, korkuyu, üzüntüyü, yalnız bırakılmışlık duygusunu, kardeşliğe özlemi duyuran Erdal Öz, Yorgunlar'dan on üç yıl sonra yayınladığı Kanayan'dan başlayarak; Havada Kan Sesi Var ve Sular Ne Güzelse kitaplarında öykülerini bir araya toplamıştır.

Bekir Yıldız, 1960'lı yılların sonlarına doğru bunalım edebiyatından sonra öykücülüğümüzü yeniden topluma yönelten yazarlar arasında önemli bir yer alır. 1968'de Raşo Ağa ile kendisini tanıtan Yıldız, öykülerini nesnel bir gerçekçilikle yazmıştır. Öykülerinin konularını kentten, kendi yöresi olan Güneydoğu'dan ve bir süre yaşadığı Almanya'dan almıştır. Kentten aldığı öykülerinde daha çok yaşam kavgası içindeki insanın sorunlarını anlatır. Güneydoğu'yu tanıttığı öykülerinde yöre halkının günlük yaşayışını ve törelerini verir. Almanya'yla ilgili öykülerinde, Almanya'ya göçen bir işçi olarak, köyden kente göçün yurtdışına kayışı üzerinde durur. Anadolu insanının yabancı bir ülkede çektiği sıkıntıları dile getirir. Bireyi toplumdan soyutlamayan yazar, ilk öykülerinde gerçeği olduğu gibi, bir yansıtıcı olarak vermekle birlikte, okuyucuyu yönlendirmeye başlamıştır. Raşo Ağa'dan sonra öykülerini; Kara Vagon, Kaçakçı Şahan, Sahipsizler, Evlilik Şirketi, Beyaz Türkü, Almanya Ekmeği, Dünyadan Bir Atlı Geçti, Demir Bebek, İnsan Paşası, Mahşerin İnsanları, Bozkır Gelini, Ölümsüz Kavak, Seçilmiş Hikayeler'de bir araya toplamıştır.

Bu yılların toplumcu sanat anlayışıyla yazan öykü yazarlarından biri de Dursun Akçam'dır. Öyküyle romanı birlikte düşünen yazar, halkımızın köklü öykü geleneği nedeniyle kısa öyküye büyük görevler düştüğü düşüncesindedir. Köylüyle yapılan söyleşilere dayanan öykülerinde Doğu Anadolu'yu yansıtmıştır. Maral ve Ölü Ekmeği adlı kitapları bu konudaki öykülerini içerir. Daha sonra köyden kente göç ve nedenleri üzerinde durmaya başlayan Akçam bu öykülerini de Taş Çantası ve Köyden İndim Şehire'de bir araya toplamıştır. Öykü tekniğinden çok, anlatmak, söylemek istediklerin aktarmaya önem veren yazarın son öykü kitabı Sevdam Ürktü'dür.

Ana Menü
bullet.gif Ana Sayfa
bullet.gif Tekno Bank
bullet.gif Kozaklı fm
bullet.gif Fizik Tedavi Hastanesi
bullet.gif Kozaklı Resimleri
bullet.gif Kozaklı İlçesi
bullet.gif Tarihçesi ve Kaplıcalar
bullet.gif Kaplıca Suları
bullet.gif Suyun Faydaları
bullet.gif Kozaklı Kaplıcaları
bullet.gif Ulaşım Ve Konaklama
bullet.gif Kaymakamlık
bullet.gif Askerlik Şubesi Telefonu
bullet.gif Gözde Elektronik
bullet.gif Kozaklı Seyahat
bullet.gif Video İzle
bullet.gif S.S.S
bullet.gif Forum
bullet.gif İletişim
bullet.gif Arama
bullet.gif Site İçeriği
Kozaklıda Hava

Kozaklı Resimleri
Haberler

domain Member of W3C 
Sites dot com
Bağlantılar
Kısa Mesajlar
Mesaj göndermeniz için üye olmanız gerekmektedir.

Henüz hiç kısa mesaj gönderilmemiş.